SİVRİ KÖŞE // AKADEMİK TAŞRA « KASTAMONU SOZCU GAZETESİ

KÖŞE YAZISI">
SON DAKİKA

SİVRİ KÖŞE // AKADEMİK TAŞRA

Bu haber 20 Aralık 2022 - 10:15 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Türkiye’de, nüfusun ve üniversite sayısının artmasıyla birlikte, 2021-2022 eğitim-öğretim yılı kayıtlarına göre, yaklaşık 8 milyon üniversite öğrencisi bulunuyor. Bu sayı, birçok Avrupa ülkesindeki üniversite öğrencisi sayısından katbekat fazla. 1930’lu yıllarda açılmaya başlayıp, belli başlı il merkezlerinde kökleşen kurumların yanı sıra, artık Anadolu kentlerinde ve hatta ilçelerinde bile okullarımız var.

Birçok tartışmayı, eleştiriyi, nicelik ve nitelik ayrımındaki büyük vurguyu, gerekli olup olmadığına dair soru işaretlerini de beraberinde götüren bu çokluk ve öğrencilerin gelecekteki akıbeti, birçok kişinin gündeminde yer alıyor. Eğitim alanında yetkin bir siyasetçi; “Üniversite öğrencisi sayısı çoksa, o ülkede sorun vardır. Herkes üniversite okumak zorunda değil” derken, başka siyasetçilerden, bunu, başarı göstergesi olarak sunanlar var.

Atina’nın ileri gelen bir ailesinde gözlerini açıp iyi bir eğitimle dünya görüşünü harmanlayan, felsefe dünyasına yön veren Antik Yunan filozoflarından Platon (Eflâtun), kurduğu Akademia’nın kapısına; ‘Geometri bilmeyen giremez’ yazar. O da, herkesin akademi kapısından içeri girmesini istemeyip, nitelik bakımından ele alınmasını savunanlardan. Asırlar öncesi bir zamanın düşüncesi ve yadsınamayan hakikatindeki sebep-sonuçları aşikâr. Peki, dünyadaki birçok gelişmiş ülke, bunun geçerliliğini kabul ederken Türkiye’nin, nitelik-nicelik farkı gözetmeksizin sayıdaki ısrarı neden? Bunun, somut bir cevabı mümkün: “BÜYÜKLERİMİZ” böyle münasip gördü! İçine, ekonomik hareketliği canlı tutacak bir plan olmasını da ekleyelim. Haliyle; söz büyüğün, sus küçüğün oluyor. Ne yazık ki, hayatın bütün handikapları da, susmaya alıştırılan küçüklerin başına kalıyor. Büyükler, ‘bu kapıdan girebilirsiniz’ derlerse de, girebilecekleri tüm kapılardan sonunu düşünmeden, sorgulamadan girebiliyorlar. Sorgulamak ne mümkün zaten! Kökleri, ‘gece gece icat çıkarma’ya kadar iner.

Büyüklerin, tartışmaların, eleştirilerin, ekonomik hamlenin nesnesi haline gelen ve onlar için açılan yüzlerce kapıdan içeri giren öğrenciler açısından baktığımızda, birçoğu, yüzlerine şamar gibi vurulan gelecek kurgularını, geometri bilmeseler de girebildikleri kapıdan işsiz adayı olarak çıkabileceklerinin ve ‘nicelik, nicelik’ diye aşağı çekilmelerinin farkındalar. Yarının ne getireceğini düşünmek istemeden, bugün, tutunmak istiyorlar.

Siz de, bunun farkında mısınız? Kastamonu gibi küçük bir kentte, 29 bine yakın öğrenci var. Gelen öğrencilerin çoğu, yine bir taşra kapısından, geleneksel ve baskın aile içinden gelen öğrenciler. Doğu ve Batı kültüründe yetişenlerin yan yana olan arkadaşlığı, ilk defa görebildikleri sosyal ortamları, özgür hissetmeleri, birbirlerini harmanlamaları, ailelerinden uzak kendi kimliklerini bulma yolcuğu, aşkları, kavgaları, paralarını idare etmeyi/edememeyi öğrenmeleri, ailesinde kendilerinden başka hiç üniversiteye gidenin olmayışı ve bunun gururu, belki evlenmek zorunda bırakılıp bilinçsizce anne-baba olmaktan kurtulmaları, sert bir rüzgârda savrulmamaları… Bu, taşra akademilerinin sayesinde, farkında mısınız? Bunun, toplumsal bir süreç ve değişim olduğunu kabul etmeliyiz. O diplomalar ne işe yarayacak ya da yaramayacak, hep birlikte, yaşayarak göreceğiz. Şimdilik, tutundukları dalın anlamını görmekle sorumluyuz diye düşünüyorum. Hem, büyükler açtı o kapıları; bu saatten sonra ‘kapatalım’ deseler, yangın topunun ortasında sessiz kalan kişiler koro halinde ses çıkaracaklardır. Bunu,  bazı esnaf büyükler diye kesip atmak istemiyorum. Bunların içinde, aslında nicelik ile kendi nicelikleri de artan ama kendilerine yakıştırmayan ‘bazı’ akademik unvanlar da var. Çok mu sivri oldu? Üzgünüm; hayaller ve gerçekler var. Oxford vardı da, bu unvanlarla gidilmedi mi?

Geçen hafta, Kastamonu Üniversitesi, İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Topluğu’nun ev sahipliği sayesinde, 27’nci Gezici Film Festivali, tüm güzelliğiyle sinemaseverlerle buluştu. Hayatında ilk kez festival filmlerine tanık olanlar, yönetmenleriyle ve oyuncularıyla söyleşilere katılanlar için büyük velinimet, güzel bir anı… Şehre, bir film gelip iklim değişmedi, Kastamonu hep soğuk ama herkesi gülümsetti. Gülümseyelim…

GÜLÜMSE
Hadi gülümse, bulutlar gitsin
İşçiler iyi çalışsın, gülümse.
Yoksa ben nasıl yenilenirim?
Belki şehre bir film gelir,
Bir güzel orman olur yazılarda,
İklim değişir,
Akdeniz olur, gülümse…/ Kemal Burkay.

Şaduman İzmitlioğlusaduman@kastamonusozcugazetesi.net

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.