İNSAN KENDİNİ Mİ, MUHATABINI MI KANDIRIR? « KASTAMONU SOZCU GAZETESİ

KÖŞE YAZISI">
SON DAKİKA

İNSAN KENDİNİ Mİ, MUHATABINI MI KANDIRIR?

Bu haber 30 Temmuz 2022 - 6:08 'de eklendi ve kez görüntülendi.

İnsan, toplumsal bir varlıktır ve bunun gereği olarak istese de istemese de insanla birlikte var olur bu hayat serüveninde. Bundan dolayı çeşitli vesilelerle çeşitli zamanlarda ve zeminlerde başkaları ile muhatap olarak yaşar gider. Doğumuyla başlayan bu süreç, kendisi için dünya hayatının sonu olan mezara konulurken bile devam eder. O halde insanı insandan ayırmak ve insanı insansız düşünmek mümkün değildir. İnsanın insana olan davranışları, sözleri, fiilleri de bu hayat serüveninde insanın tanıtımını sağlar. İyi veya kötü, doğru veya yalan gibi sıfatlarla donanımlı hale gelir insan. Musallaya konulduğu andan dirilere sorulan “Nasıl bilirdiniz?” sorusunun cevabı, yaşarken edindiğimiz hasletlerimizin son noktada söze dökülmüş halidir. Bugünkü yazımızda insanı meydana getiren bir fiil olan kandırma-aldatma üzerine kalem oynatmak istiyorum.

İlk başta şunu söylemekte fayda görüyorum ki; insan aslında başkasını değil sadece ve sadece kendisini aldatır/kandırır. Kendisine bunu neden yapar bilinmez. Yetiştirilirken öğrendikleri mi yaşadıklarından kazandıkları mı yoksa anı kurtarma çabası mı bilinmez ama insan kendisini kandırır. Allah, bu gerçeği “… Onlar sadece ve sadece kendilerini aldatırlar fakat farkında değillerdir.” şeklinde bildirirken bu ayetten haberdar olmamak da insanın eksiği değildir de nedir ki? İnsan, başkasına yaptığını sandığı her kötü veya iyi davranışı önünde veya sonunda kendisine döneceğini düşünmekten mahrum kalır. Bu manada insan, kendisine olumsuz yatırım yapmaktadır. Hayatta kendisini oluşturan şeyin, tanıtımını da yanlış yapmakta, Allah’ın ve kullarının yanında değerini kaybetmektedir. Keşke bilse…

Kandırmanın içerisinde var olan en önemli sıfat; yalandır. Doğrudan ve haktan uzak olarak gerçekleştirilen her şeyde kandırma olduğuna göre yalan yanlış işler ve sözler insanoğlunun en büyük çıkmazıdır. Kişi, bu ve bunun gibi haram olan davranışlarla dünyasını ve ukbasını mahvetmek için çaba gösterdiğini görmez çoğu zaman. Muhatabının bilmiyor, görmüyor, işitmiyor, fark etmiyor olması kişiye başkasını kandırma hakkını vermez. O zaman ne yapmalı kişi? Kendisini her daim gören, bilen, işiten olduğunu yine kendisine söylemelidir. Yerin ve göğün sahibi olan Allah’ın, senin yaptıklarından haberdar olduğu gerçeğini görmezden geldiğinde kendini kandırmış olduğunu fark etmeli insan.

Aldatma; bilerek-isteyerek muhatabımıza olması gerekeni değil de eksik, yanlış olanı söylemek ve yapmaktır. Bu anlamda aldatmada “kasıt” vardır. Bilmemezlik, görmemezlik yoktur. Farkında olunarak yapılan fiiller ve söylemler barındırır içerisinde. Aldatma; içerisinde yalan barındırır. Yapmadığını yaptım, söylemediğini söyledim, yaptığını yapmadım vb. zıtlıklarla kuşatılmıştır. Sustuğunda sana çikolata alacağım deyip de çocuğu susturmak için söylenen bu cümleden tutun gerçeğe aykırı olan her şeyi kapsar. Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: “Senin Rabbin her şeyi görmektedir.” Bu ayet; yaptığımız ve başkaları görmedi diye düşündüğümüz her şeyi içine almaktadır. Bundan dolayı muhatabımızın bilmiyor, görmüyor olması bir görenin olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu ayet; insanlar için bir hayat düsturu mesabesindedir. İkinci değinmek istediğim konu ise; “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma!” şeklindeki Peygamber buyruğudur. Bu iki prensip, insanoğlu için cebinde taşıması gereken bir hazinedir. Bu hazineyi taşımadığımız zaman kandırma, aldatma ve bunun gibi insanda güveni sarsan durumlar meydana gelmemesi imkan dahilinde değildir.

Allah Rasulü (sav); “Bizi aldatan bizden değildir.” buyururken birkaç kelimeden müteşekkil olan bu cümle ile konuyu çok güzel ifade etmiştir. Aldattığını zanneden kişi müslüman ise eğer, Peygamber’e ümmet olmak istemediğini söylemiş ve göstermiş olmaktadır. Bundan dolayı sonuçlarını düşünmeden yapılan bir eylem, akıbetin mahvolmasına sebep olabilir. Aldatma-kandırma fiilini yapmadan önce kişi, bunu neden yaptığını ve sonuçlarının neler olacağını düşünmek zorundadır.

Mümin, feraset sahibi olmak zorundadır. Bir defasında farkına varamayabilir ama her defasında aynı hataya düşüyorsa bu sefer kendisini sorgulaması gerekir. Her seferinde ağlamak yerine neden ağlamak zorunda bırakıldığını düşünerek insan ilişkilerine devam etmelidir. Her defasında inanmak yerine acaba diye de sorgulamak gibi bir görevinin olduğunu da beraberinde getirmekle mükelleftir. Zira “Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz.” Yani mümin, sürekli sürekli kandırılıyorsa akli melekesi yerinde ise aynı hataya tekrar düşme lüksü yoktur. Kendisini koruması ve gözetmesi gerekir. Aldatmak ne kadar yanlışsa aldanmak için adeta kör ve sağır olmak da bir o kadar yanlıştır. Yani başka bir ifade ile aldanmamak da insana düşen önemli bir görevdir. İnsan bazen kendisini şöyle teselli eder: Allah bilsin. Evet, Allah biliyor ama seni de akıl gibi bir nimet ile donanımlı hale getirmiş. Yani Allah senin de bilip görmeni ve uyanık olmanı emretmektedir. Bu şekilde bir kaçma eylemi de kişinin güçsüz olduğunu ve mücadele yetisini kazanmadığının göstergesi olarak kabul edilir.

Ticaret hayatından iş hayatına, özel hayattan sosyal hayata kadar insanın insanla iletişiminin olduğu her yerde insanın birbiriyle imtihanı vardır. Kandırma veya aldatma da bu ilişkiler içerisinde meydana gelir ki insanın insanla imtihanı da tam burada başlar. Bu yazımızı şu ayet-i kerime ile bitirelim: “… Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan vesilesi kıldık; bakalım sabredecek misiniz? Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.”

Başvaiz Dr. Halime Korkmazhalimekorkmaz@kastamonusozcugazetesi.net
BİYOGRAFİ

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.