“ALLAH, NİMETİNİ KULUNDA GÖRMEK İSTER” « KASTAMONU SOZCU GAZETESİ

KÖŞE YAZISI">
SON DAKİKA

“ALLAH, NİMETİNİ KULUNDA GÖRMEK İSTER”

Bu haber 02 Aralık 2022 - 7:29 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Nimet nedir? Sahip olduğumuz ve bize bahşedilen her şey bizim için nimettir. Allah’ın bize verdiği, “bizim” diye sahiplik belirttiğimiz veya hayat macerasında aslında “emanetçi” olarak sahip olduğumuz her şey Allah’ın bize lütfettiği nimetidir. Nimeti öncelikle kendimizin görmesi sonrasında ise kibir ve gurur duygusuna kapılmadan karşındakini hakir görmeden gösterilmesi yani yaşanması gerekir. Aksini yapmak yani Allah’ın verdiği bir şeyi gizlemek, saklamak dinen doğru olur mu? Adeta nimetin üstünü örtmek ve görmezden gelmek bir Müslümanın yapması gereken bir davranış mıdır? Allah, bize maddi ve manevi birçok şey verdiği halde adeta nankörlük edercesine o nimet yokmuş gibi yaşamak veya yaşatmak, nimetin elimizden gitmesine sebep olmaz mı? Bu konudaki nankörlük nedir acaba? Nankörlük; sahip olduğunun üstünü örtmek, yokmuş gibi davranmak, onu yok saymak, kendini mahrum bırakmak gibi anlamlara gelirken Müslümanlar olarak biz bunu böyle düşündük mü hiç? Yoksa sadece “israf” kavramı altında mı ele aldık her konuyu? Bilemediğim sayısız sorularla yine baş başayım.

Dünyaya gelen herkes, ister farkında olsun ister olmasın rızkın sahibi tarafından pek çok nimetin içerisinde yaşıyor. Mesela evladı olan nimetin içerisindedir. Ona karşı yapılan ve yapılmayan şeyler eğer nankörlük içeriyorsa belki elinden alınır. Mal; bir nimettir ve o mala sahip olduğun kılık kıyafetinde, yemende içmende kısacası yaşantında kibir olmaksızın kendini göstermesi gerekir. Sağlık, bir nimettir. Eli-ayağı tuttuğu halde etrafındakileri kendi hizmetinde döndürmeye neden meyillidir insanoğlu? Sonra gerçekten hasta olduğunda etrafında kimse durmak istemeyeceğini bile bile neden nimeti yok sayar ki? Hz. Peygamber’in (sav) bu konuya dair şu buyruğunu herkesin bilmesi ve hayatında yaşaması gerektiğine inananlardanım: “Allah, nimetinin eserini kulunun üzerinde görülmesini sever.”

Kaç kişi (Müslüman) hayatını bu hadis-i şerif doğrultusunda yaşıyor? Müslüman diyorum çünkü yabancı ülkelerdeki kişilerin bu hadis-i şerifi hayatlarında uyguladıklarını düşünmekteyim. Sağlıklı bir kişi sürekli hastalıktan dem vurursa nimeti eda etmiş ve üzerinde göstermiş olur mu? Akrabalara sahip olan bir kişi, mutlu veya üzüntülü günlerinde akrabalarının yanında olmazsa nimeti örtmüş ve sonrasında yapayalnız kalmış olmaz mı? Nimeti hapsettiğimiz yerden çıkarmayıp veya biriktirme esasına dayalı olarak acizane bir hayat yaşamak doğru bir tercih değildir. Hayat; adı üstünde yaşayınca hayat olurken nimetin yaşanması için ölümü mü beklemek gerekir? Belirli bir yaşın üzerindekilerin sahip olduğu nimeti gelecek nesle devretme anlayışı, nimeti elde edenlere maalesef ki nimeti yaşatmıyor. Hz. Peygamber ile Hz. Ömer arasında geçen şu diyalog bu konuda nasıl bir davranış sergilenmesi gerektiğini gözler önüne sermesi açısından önem arz etmektedir:

Allah’n Elçisi bir gün Hz. Ömer’in üzerinde beyaz bir elbise görür. “Bunu yeni mi aldın, yoksa yıkandı mı?” diye sorar. “Yok” der Ömer (ra); “Yıkandı da ondan böyle görünüyor yâ Resûlallah.” Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle dilekte bulunur:

“Yeni elbiseler giyesin, hamdederek yaşayasın ve şehit olarak ölesin. Ve Allah seni dünyada ve ahirette göz aydınlığı ile rızıklandırsın.”

Duanın güzelliği karşısında adeta nutkum tutuldu. Mütemadiyen “şükret” diye telkin edilen dinin, nimete gark olunması için dualar öğrettiği bir peygambere sahibiz. Yeni olana sahip olmanın güzelliğine dikkat çeken bir dua. “İhtiyacımız olanın yaşanmasının” israf olmadığını öğreten bir Peygamber duası. Ve sahip olunulan metanın kullanılmasına dikkat çeken bir buyruk! Daha ne diyebilirim ki…

Bu konuyla alakalı şu olayı da yazmadan geçemeyeceğim:

Resûl-i Ekrem eskimiş elbiselerle yanına gelen bir kişiye malı mülkü olup olmadığını sormuş, maddî durumu oldukça iyi olan Mâlik b. Nadle isimli bu zâtın develeri, koyunları, atları ve köleleri olduğunu söylemesi üzerine ona şu tavsiyede bulunmuştur: “Allah sana bir mal verdiği zaman O’nun nimetinin ve ikramının izleri üzerinde görülsün.”

O zaman ne yapacağız? Elimizin emeğini ne israf ederek ne de cimriliğe düşmeden yiyeceğiz, yaşayacağız. Düşünüldüğü zaman aslında yaşanılan hayat; insanın kendisine layık gördüğü hayattır. Kişinin kendisine değer verip vermediğini anlamak için yaşadığı hayata bakmak gerekir. Kendisinin değerini bilen kişi, imkanı ölçüsünde kendisine kıymet verecek layık gördüğü bir hayat yaşar. Kendimize layık gördüklerimiz ise yaşadıklarımızın ortaya dökülenleridir.

Elimizin emeğini yaşantımızda görmek gerekir. “Kesinlikle hiç kimse kendi el emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.”  O halde herkes kendi el emeğini yemenin lüzumuna inanmalı ne kendisinden sonraki nesli hazıra alıştırmamalı ne de kendisini dünya nimetlerinden mahrum bırakmalı. Elimizin emeği olan nimeti çağın gereği olan ihtiyaçları yok saymadan başta kendimiz ve ailemiz olmak üzere şükür maksatlı yaşamamız/harcamamız gerekir azizim. O zaman evlatlarımıza miras bırakırken kendimizin yemediği malı onlara bırakmak yanlışına düşmemiş oluruz. Böyle yapmazsak ne olur? Senin ömrünü harcayarak ve belki de kendini pek çok nimetten mahrum bırakarak yaşamadıklarını sonraki nesil bir çırpıda yiyip tüketir ve sen, nimetin hakkını veremediğin için yevmu’l mahşerde o nimetin hesabıyla uğraşmak zorunda kalırsın.

Dünyaya gelen her canlının nimetini sağlayan; cenab-ı Allah’tır. Bu konuda endişeye mahal bırakmamak ve inanmak elzemdir. Sizin de çocuklarınızın da rızkını veren Allah’tır. Çaba olduğu müddetçe rızıkta endişe olmaz. Hz. Peygamber (sav); “Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Çünkü şüphesiz annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah ona rızık verir.” Bu gerçek karşısında kendi el emeğini kendin için harcamakla mükellefsin ey insan!

Allah, bizim için sayısız nimet bahşetmiştir. Önce buna “inanmak” zorundayız. Aksi halde telaşın içerisinde kaybolup gider insan. Ne buyuruyor yüce Allah: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi?” O zaman insana düşen o nimet için emek vermekten ötesi değildir.

O zaman nimet beraberinde şükretmeyi gerekli kılar. Şükür; sadece dil ile “şükürler olsun” demekten ibaret değildir. Bunun yanında eylem ve davranışa kısacası hayata yani yediğine, içtiğine, giydiğine yansıması gerekir. Aksi halde ne olacağını ayet-i kerimeden öğrenelim: “Eğer şükrederseniz size verdiğim nimetleri mutlaka artırırım. Ama nankörlük ederseniz, bilin ki, azabım gerçekten çok çetindir.” Başka bir cümle yazmaya gerek var mı sizce?

Bu yazıya bir ayet-i kerime ile nokta koymak istiyorum: Allah’ın kendilerine ikram edip verdiği malları infak etmekte cimrilik edenler, o biriktirdikleri malların kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek kötüdür. Bu derece cimrice sarıldıkları şey kıyamet günü boyunlarına tasma gibi geçirilecektir.”

Başvaiz Dr. Halime Korkmazhalimekorkmaz@kastamonusozcugazetesi.net
BİYOGRAFİ

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.